Son Barbar’ın sonu Melih Cevdet’in bu metni ile geldi denebilir. Yazıyı eğip büker, orasından burasından keserken karşıma yazının sonu geldiğinde Anday’ın metni ışıldadı, kendisini belli etti. Bu kafa karışıklığı belki de Modern Şiir’in gelip tıkandığı yeri de işaretliyor..Okumaya devam…

“Dipsiz derinliğin yankılanmaz karanlığı.” diyor Lord Dunsany. Lovecraft’ın “Adsız Kent” öyküsünde andığı bu ifade, artık edebi olmayan “edebi” yaşantımın özeti gibi duruyor. Ayrıca Lovecraft’ın dehşetin merkezine oturttuğu Arap Alhazred’in şu ifadesi de eklenebilir bu kara tabloya: “Sonsuza dek yatabilen o ki ölü değildir, Ve tuhaf çağlar ilerledikçe ölüm dahi ölebilir.’ Yakındığım yaOkumaya devam…

Barthes “YAZI VE YORUM” [Metis, 1990] içinde Yazı’nın Dil Yetisi ile ilişkisini önümüze seriyor. Buradan biçim ve içerik konusunda bana göre en temel yerden kalkındırıyor yazıyı: “Ne denli incelmiş olursa olsun, biçemde her zaman ilkel bir şeyler vardır: amaçsız bir biçimdir, bir amacın değil, bir tepinin ürünüdür, düşüncenin dikey veOkumaya devam…

Besnier’nin “İmkansızın Politikası” zannediyorum bir orman kitap. Orada Sartre’ı, Fransızların Hegel ile tanışmalarını, Raymond Aron’u, Bataille’ı, Camus’yü vb. peşinden sürükleyen ve 2. Dünya Savaşı sonrası Fransız kafasını bulandıran Kojéve’i tanıdım en çok. Ve en çok da Kojéve’in derslerinden anlattığı bu Hegel’i tanıdım, spekülatif okumanın ve yeniden yorumun zirvesi varsa eğer,Okumaya devam…

Levi-Strauss’un Yaban Düşünce’de çizdiği çerçeve en azından öncelikle “büyüsel bilgi” ile “bilimsel bilgi” arasındaki uzaklığı fark ettirmeye çalışıyor, sonra aralarında birkaç bin yıllık uzaklığın kapanmaya başladığı yeri işaretliyor. Ortaya “yaptakçı” ya da “bricoleur” çıkıyor. Yaptakçı ilksel olan ya da “ilkel” olan fakat işin bizi ilgilendiren kısmı ise, buradan görsel şiirOkumaya devam…