Barthes, Yazı’nın kısaca gelişimini anlatıyor, daha fazla şey de yazıyor aslında kitabın tamamında. Görsel Şiir ile Yazı arasındaki bağ en çok Barthes’ın metinlerinde görünür hale geliyor bana göre. Elbette belki yaşadığı zaman içinde örneklerini görmüştür, o konuda yazdı mı bilmiyorum fakat Yazı Üzerine Çeşitlemeler (2007, YKY) çok iyi okunması gerekenOkumaya devam…

Son Barbar’ın sonu Melih Cevdet’in bu metni ile geldi denebilir. Yazıyı eğip büker, orasından burasından keserken karşıma yazının sonu geldiğinde Anday’ın metni ışıldadı, kendisini belli etti. Bu kafa karışıklığı belki de Modern Şiir’in gelip tıkandığı yeri de işaretliyor..Okumaya devam…

“Dipsiz derinliğin yankılanmaz karanlığı.” diyor Lord Dunsany. Lovecraft’ın “Adsız Kent” öyküsünde andığı bu ifade, artık edebi olmayan “edebi” yaşantımın özeti gibi duruyor. Ayrıca Lovecraft’ın dehşetin merkezine oturttuğu Arap Alhazred’in şu ifadesi de eklenebilir bu kara tabloya: “Sonsuza dek yatabilen o ki ölü değildir, Ve tuhaf çağlar ilerledikçe ölüm dahi ölebilir.’ Yakındığım yaOkumaya devam…

Barthes “YAZI VE YORUM” [Metis, 1990] içinde Yazı’nın Dil Yetisi ile ilişkisini önümüze seriyor. Buradan biçim ve içerik konusunda bana göre en temel yerden kalkındırıyor yazıyı: “Ne denli incelmiş olursa olsun, biçemde her zaman ilkel bir şeyler vardır: amaçsız bir biçimdir, bir amacın değil, bir tepinin ürünüdür, düşüncenin dikey veOkumaya devam…

Besnier’nin “İmkansızın Politikası” zannediyorum bir orman kitap. Orada Sartre’ı, Fransızların Hegel ile tanışmalarını, Raymond Aron’u, Bataille’ı, Camus’yü vb. peşinden sürükleyen ve 2. Dünya Savaşı sonrası Fransız kafasını bulandıran Kojéve’i tanıdım en çok. Ve en çok da Kojéve’in derslerinden anlattığı bu Hegel’i tanıdım, spekülatif okumanın ve yeniden yorumun zirvesi varsa eğer,Okumaya devam…