Açık Yapıt olarak Deney olarak Açık

Umberto Eco’nun Açık Yapıt‘ından bir bölüm. “Tamamlanmış bir biçim” olarak görsel şiir ya da deney ya da adına ne derseniz deyin, kendisini ancak içerik olarak okurun yorumunun fraktal yakıtında bütünleyecektir. Gerilim şiirin üretim anından çok, görülme, okunma, bayağı bir şekilde tüketilmesi esnasında ortaya çıkar; zaten yapıtın ya da biçimin enerjisi ve anarkisi burada birikmiştir çünkü. Şair bu buluntu ile ne yapacağını kestiremediği için, tasa>tasarım arasında ortaya arazlı bir biçim/içerik koymuştur. Bu araz, yapıtı genelde açık yapabilir. Belirlenmiş, hedeflenmiş vb. yoktur Görsel Şiir’de, anlam ile haz arasındaki ilişki okurun yapıtla girdiği ‘semiyotik’ ilişkiden ibarettir. Hazır-Yapıt (Ready-Made) bu anlamda Açık Yapıt’ın bir önceki aşaması gibi görünür tarihsel olarak.


Terimsel anlam bulanıklığını göze alarak “açık” yapıtlardan söz ediyorsak, hemen belirtelim ki, biz bunu bir saymacaya (convention) uymak için yapıyoruz: Yapıt ile yorumcusu arasında yeni bir diyalektiğin anlatımı olarak kullanmak üzere bu sözcüğü alıyoruz, öbür anlamlarım bir yana bırakıyoruz. Estetik nesnenin “tüketimi” sırasında olup bitenleri aydınlatabilmek için, estetikçiler kimi zaman sanat yapıtının “tamamlanmışlığı” ile “açılışından” söz ederler. Sanat yapıtı bir bakıma nesnedir de: nitekim, yaratıcının düşünmüş olduğu ilk biçimi, tüketicinin zekâsı ve duyarlığı üzerinde  yaptığı etkilerin bir-aradalığıyla (confıguration) yeniden bulunabilir: Çünkü, yaratıcı, kendi dilediği yolda tadılıp anlaşılabilmesi için, tamamlanmış bir biçim ortaya koyar. Ama öte yandan, her tüketici de uyarıcıların oluşturduğu burca karşı bir tepki göstererek, bunlar arasındaki bağıntıları görmeye çalışarak, kişisel bir duyarlık, diyeceğim belirli bir kültür, beğeniler, eğilimler, kendine özgü bir bakış açısından sanattan haz almayı yönlendiren önyargılar ortaya koyar. Aslında bir biçim, birçok bakış açısına göre düşünülüp anlaşılabildiği; kendisi olmaktan asla geri kalmaksızın, büyük bir görünüm ve çeşitli titreşimler (resonnances) ortaya koyabildiği ölçüde geçerlidir estetik bağlamda. (Örneğin, buna karşılık bir yol trafik levhası ancak tek bir görünüm altında düşünülebilir; onu fantezist bir yoruma bağlamak, tanımına değin içini boşaltmak demektir.) İşte bu anlamda her sanat yapıtı, sağın bir tarzda ölçülü tartılı (calibre) bir örgenlik yetkinliği içinde tamamlanmış ve “kapalı” bir biçim olsa bile, en azından, o biricik tekilliği asla bozulmaksızın değişik yollarla yorumlanabilmesiyle, yine “açık” bir yapıttır. Bir sanat yapıtından haz almak, onun bir yorumunu yapmak, onu söyleyip çalmak, özgün bir bakış açısından onu yeniden yaşamak demektir.

(…)

İçe-doğuşçuluk ile coşumculuk arasında, salt-şiir kuramının doğuşudur. İngiliz deneyciliği, genel fikirlerin ve soyut yasaların reddiyle birlikte, şairin “özgürlüğünü” de ilân eder ve daha o zamandan bir “yaratı” tematiğini haber verir. Sözcüklerin coşkusal gücü üzerine Burke’nin ileri sürmüş olduğu  düşüncelerden; artık belirlenimsiz (indetermine) anlamın ve bulanık anlamlamanın sanatı olan şiirin salt çağrıştırıcı gücü üzerine, Novalis’in öne sürmüş olduğu düşüncelere geçilir. Bu bağlamda “bir fikir, içinde ne denli çok düşünce, çok dünya, çok tepki birbiriyle karşılaşıp karışırsa”, o denli kişisel ve uyarıcı olur. “Bir yapıt çeşitli yönelimlerle ve anlamlamalarla kendini gösterdiğinde; birçok yüzü, yanı olduğunda ve değişik yollarla anlaşılıp sevilebildiğinde, bir kişiliğin gerçek bir anlatımı olarak ilgi uyandırır.”

Ama bir “açık” yapıt kuramının bilinçli bir biçimde, ana çizgileriyle belirdiğini görebilmek için,  coşkuculuğun sonunu ve XIX. yüzyılın ikinci yarısını beklememiz gerekiyor; diyeceğim, simgeciliği beklememiz gerekiyor. Verlaine’in L’Art Poetique şiiri bu anlamda son derece açıktır;

Her şeyden önce müzik gelmeli,
Bunun için de tekli dize seçilmeli
En buğulusu, havada en kolay dağılanı
Dizelerin, ağırlık ve durgunluk ötesinde.

Ama Mallarme’nin kesinlemeleri bu doğrultuda daha da ileriye gider: “Bir nesnenin adını söylemek, şiirden alınacak hazzın üç çeyreğini gözden çıkarmak demektir; çünkü, bu haz, yavaş yavaş keşfedip bulgulama mutluluğunda doğar: İşte bunu aşılamak… Düşümüz bu.” Tek bir yorumun okura dayatılmasından uzak durulmalıdır: Beyaz bir mekân (sayfa, çn), baskı incelikleri (typographie), şiirsel metnin sayfaya konumu sözün çevresinde bir belirlenimsizlik aylası yaratmaya, ona çeşitli telkinleri yüklemeye yardımcı olabilir. Görüldüğü gibi yapıt artık kasten, okurun özgür tepkisine açık tutulmaktadır. “Aşılamada bulunan” bir yapıt, her okunuşunda, yorumcusun coşkusal ve imgesel katkısını yüklenerek gerçekleşir. Eğer her şiir okuması, kişisel bir dünyanın, metin dünyasıyla aslına uygun bir biçimde örtüşme eğilimi göstermesini varsayıyorsa; buna karşılık aşılama gücüne dayalı bir metin de okurdan yeni, beklenmedik yanıtlar, gizemli titreşimler doğabilmesi için, doğrudan doğruya onun iç dünyasına dönük olacaktır. Simgecilik, metafiziksel yönelimlerinin, görüşlerinin büyük ya da dekadan kaynağının ötesinde, estetik algılamanın “açılış”ını taşır içinde.

Çağdaş yazınsal üretimin büyük bir kesimi, her zaman yeni yorumlamalara ve tepkilere açık, belirlenimsizliğin bir anlatımı olarak, simge kullanımından temellenir. Bunun için Kafka’nın yapıtı “açık” yapıta tam bir örnek olarak gösterilebilir: Duruşma, Şato, Beklenti, Hüküm Giyme, Başkalaşım, İşkence, onun sanatında gerçek anlamlarıyla alınmamalıdır. Öte yandan, Kafka’da, Ortaçağın yerineli kurgularında geçenlerin tersine olarak, gizli anlamlar da her zaman çok-değerlidir. Hiçbir ansiklopediye güvenilemez bu konuda ve hiçbir dünya düzenine de dayalı değildir bunlar. Nitekim, Kafka’daki simgelerin varoluşçu, tanrıbilimsel, klinik, psikanalitik yorumlan yapıtın yalnız bir kesimini kendi başına tüketebilir. Ama yapıt yine tükenmez, ikircikli olduğundan hep “açık” olarak kalır.

 

 

Bir Cevap Yazın