Oyunun Efendisi Nesnedir

Sanat Komplosu’nda BaudrilllardGizleyecek bir şeyi kalmayan ve insanı düşletme yeteneğinden mahrum bırakılan her şey var olmaya, görülmeye, reklamı yapılmaya, inandırıcı olmaya, göstermeye, bir değere sahip olmaya mahkumdur.” der. Buradan görsel şiire ve özellikle deney alanına bir çıkma yapabilecek kafalar varsa, ufak bir hatırlatma olsun aşağıdaki alıntı.


Özne içinde yaşanılan bu belirsizliği, bu akılsız dünyayı eleştirel bir gözle yansıtan bir ayna işlevi görmek yerine tek işlevi dünyayı ya da içinde yaşadığımız nesneler ve yapaylık dünyasını yansıtmak olan yani artık hiçbir şey yansıtamayan, öznelik görevini yerine getiremeyen bir varlığa benzemektedir. Eleştirme görevini yerine getiremeyen öznenin yerini ironik bir işleve sahip olan nesne almış olup, burada sözü edilen şey nesnel bir ironidir yoksa öznel değil. Seriler halinde imal edilmeye başlandıkları andan itibaren yapay nesnelere, göstergelere benzeyen şeyler kendiliklerinden denilebilecek bir şekilde ironik bir işleve sahip olmuşlardır. Bu tarihten sonra ironik düşünceler üretmek amacıyla dünyaya ya da nesnel eleştiri adı altında dünyanın kuramsal bir ikizini üretmeye gerek kalmamış yani içinde yaşadığımız evren aynadan yansıtılmaya çalışılan ikizini yutup kendi gölgesini yitirdikten sonra saydam, hayalet dünya gibi bir yere dönüşmüştür. Gerçeğiyle aynadan yansıyan ikizini birbirlerinden ayırabilme olanaksızlığının yol açtığı ironiyle her an, her gösterge parçası, her nesne, her imge , her modelde karşılaşmak mümkündür. Artık gerçeküstücülerin yaptıkları gibi işlevselliğin abartılmasına, nesnelerin saçma sapan işlevlere sahip olduklarını gerçekçi olmayan şiirsel bir dille dışa vurmaya gerek kalmamıştır, çünkü şeyler bu ironik özelliklerini artık kendiliklerinden sergilemekte, sahip oldukları anlamları neredeyse hiçbir çaba harcamadan kendiliklerinden yalanlamakta yani yapaylıklarını ve saçmalıklarını göstermek amacıyla bir çaba harcanmasına gerek kalmamaktadır. Bütün bunlar insan üzerinde kendiliğinden denilebilecek bir parodi izlenimi bırakmakta yani bir dış görünüme sahip olmaktan çok, göze çok batan, tamamen gereksiz şeyler gibi algılanmaktadırlar. Nesneler ve metalar konusunda üretilen fiziksel ve metafizik açıklamalardan sonra sıra patafizik açıklamalara yani göstergeler ve işlemsellik konusunda çekilecek patafizik bir söyleve gelmiştir. Gizleyecek bir şeyi kalmayan ve insanı düşletme yeteneğinden mahrum bırakılan her şey var olmaya, görülmeye, reklamı yapılmaya, inandırıcı olmaya, göstermeye, bir değere sahip olmaya mahkumdur. Ait olduğumuz modern dünyanın özünde reklam vardır. Mevcut duruma bakıldığında reklamlar bizi başka bir dünyada yaşadığımıza inandırmak amacıyla icat edilmiş bir şeye benzemektedirler. Ortaya önce ticari mal sonra da reklam çıkmamıştır.

Bizzat metanın (ve dolayısıyla içinde yaşamakta olduğumuz göstergeler evreninin) içinde reklamcılık yapan, onun gülünç görüntüsü ve sunuluş biçimiyle bütünleşen bir kötülük meleği, bir trickster vardır. Dahi bir senaryo yazarının (belki de Kapitalizmin kendisi) bir hayal dünyasına çevirdiği dünyada bizler bu hayal dünyasını hayranlıkla seyreden kurbanlara benziyoruz. Günümüzde her şey varlığından haberdar olunmasını istiyor. Bütün teknolojik, sınai, iletişimle ilgili nesneler, bütün yapay nesneler bir anlama sahip olmak, görülmek, açıklanmak, kaydedilmek, fotoğraflarının çekilmesini istiyorlar. Önünüze çıkan bir şeyin zevk için fotoğrafını çektiğinizi sanırken aslında onun fotoğrafını çekilmesini isteyen bir şey, sizin de kendi reklamını yapan ahlaksız bir dünya tarafından gizlice bu isteği yerine getirmekle görevlendirilmiş bir figürandan başka bir şey olmadığınız görülüyor. İçine düştüğümüz durum ancak patafizik bir ironiyle açıklanabilir. İçinde bulunulan durumun tersine çevrilmesi yani öznenin ironik süreci belirleyen bir varlık olma özelliğini yitirerek, dünyaya özgü nesnel ironi üretimine hizmet eden bir memur, bir işlemciye dönüşmesi sonucunda her türlü metafizik düşünce üretimi sona ermiştir. İçinde yaşadığı dünyayı temsil edebilmekten aciz (I will be your mirror!) bir öznenin yerini ürettiğimiz teknolojiler aracılığıyla hiç fark ettirmeden kendi varlığı ve sürekli değişen biçimini özneye dayatan ve onu yansıtan nesne almıştır.

Oyun kuralı artık özne tarafından belirlenmediği gibi, ilişki sürecinde de sanki bir tersine çevrilme vardır. Gerek simülasyon ve simülakrlar oyunu, gerekse kendisini bir illüzyona dönüştürme girişimlerimize rağmen nesnenin kendisine bir yol çizebilmesini sağlayan şey sahip olduğu güçtür. Bu ironik bir intikam alma biçimine benzemektedir yani burada nesne sanki sürekli hareket halinde olan ve görünüm değiştiren (attracteur étrange) bir şeydir.

Bu da estetiğin yani dünyaya estetik bir görünüm kazandırmaya çalışan öznenin sonu demektir (bu aynı zamanda yeniden canlandırma sürecinin de sonu anlamına gelmektedir). Zira sürekli hareket halinde olan ve görünüm değiştiren nesne estetik bir biçime sahip olamaz.

Bu, teknoloji sayesinde artık açıklanacak bir sırrı kalmayan, herhangi bir illüzyon sunamayan, modellerin egemenliği altına girdiğinden kökenlerini yitiren, herhangi bir yan anlam ve değere sahip olmayan, feleği şaşmış yani hem öznenin yörüngesinden hem de dünyayı estetik bir şekilde tanımlayan belli bir bakış açısının elinden kurtulmuş bir nesnedir. Bu noktadan sonra onun saf bir nesneye dönüştüğü ve yeniden az çok daha önceki dönemlere ait aracıya gerek duymayan biçimler yada her şeye estetik bir görünüm kazandıran kültürümüzden kaynaklanan bir güce sahip olduğu söylenebilir. Bütün bu yapay nesneler ve imgeler gözlerimizi yapay bir şekilde kamaştırıp, bizi yapay bir şekilde büyülemektedir. Simülakrlar artık birer simülakra değil somut şeylere benzemektedirler. Bunlar belki de hiç kimseye ait olmayan; simgesel özelliklerini yitirmekle birlikte insanları hâlâ çok etkileyebilen ve bir biçime sahip oldukları düşünülen fetişlerdir. Simülakrlar da tıpkı fetişler gibi herhangi bir estetik biçime gerek duymayan somut şeylerdir. Bizim kültürümüz tarafından üretilen en yüzeysel, en sık rastlanan nesneler kutsal törenlerde takılan maskelerin büyüleme gücüne belki de bu sayede sahip olabilmektedirler. Bunlar tıpkı oyuncular, dansçılar ya da seyircilere kimliklerini yitirten, onlara kimlik değiştirten ve bu sayede insanın tüylerini diken diken eden mucize benzeri bir duygu (travmayı andıran mı?) yaşatan maskelere benzemektedirler. Keza bütün bu modern yapaylıkların yani reklamdan elektroniğe, iletişim kurmaya yarayandan sanal olana kadar tüm nesneler, imgeler, modeller ve ağların ( özne yada bu sürece boyun eğen kişiler olarak bizler açısından) iletişim kurmak ve bilgi aktarmaktan çok, bizi, karşımızda hem bir muhatap bulunduğuna hem de bulunmadığına inandırmak gibi bir işleve sahip olduklarını düşünüyorum. Bunların aynı zamanda tıpkı daha önceki dönemlere ait büyüleyici ve son derece etkileyici biçimler gibi, bizi içimizdeki bir şeylerden kurtarmak ve bir şeyleri yadsımamızı sağlamak gibi bir işleve sahip olduklarını söyleyebilirim. We shall be your favorite disappearing act (Sizin çok hoşunuza gidecek bir numarayla ortadan kaybolabiliriz.)

Estetik biçimlerini yitiren bu nesneler, bu kez biçimsel açıdan Caillois’nın sözünü ettiği yeniden canlandırma, mimetik ve estetik oyunların karşıtı sayılabilecek kazananı sürekli değişen ve insanın tüylerini ürperten oyunlar görünümüne bürünmekte ve dolayısıyla bizim nasıl bir toplum olduğumuzu ortaya koymaktadırlar. Son derece etkileyici ve büyüleyici bir görünüme sahip yani kendi gerçekliğini, kimliğini insanın tüylerini diken diken edecek bir şekilde tüketmiş bir toplum olduğumuz yetmiyormuş gibi şimdi de bu gerçeklikten tamamıyla kurtulmaya çalışıyoruz. Günümüzde, tükettiği ikizinden ne şekilde olursa olsun kurtulmaya çalışan bu gerçeklik ,insanın tüylerini diken diken etmektedir. Bunlar sürekli biçim değiştiren sıradan, teknolojik, sanal nesneler olup kendilerini estetikle bir ilişkisi bulunmayan, estetik-ötesi yeni nesneler olarak nitelendirebilir hatta anlamsız, insanın zihninde hiçbir şey çağrıştırmayan, hiçbir çekiciliğe, değere sahip olmayan ve bir anlamda dünyanın illüzyonlarını yitirmiş bir yer olduğunu gösteren fetiş-nesnelere benzetebiliriz. Bunlar tıpkı Warhol’un imgeleri gibi tamamıyla ironik nesnelerdir.

Bir Cevap Yazın