Kapitalizm ve Şizofreni

Rahmi Öğdül‘ün çevirdiği Philip Goodchild‘in Arzu Politikasına Giriş kitabından (Ayrıntı Yayınları, 2005) ufak bir parça. “Kapitalizm ve Şizofreni’nin içerdiği kuram, bu yüzden sadece bir simülasyondur, bir çift “şizo”nun sayıklamasıdır; ancak, bu simülasyon tamamen içkindir. İddialarını haklı çıkarmak için “gerçek bir dünya”nın aşkın gösterilenine ya da uygulamasını meşrulaştırmak için “hakikat”, “Varlık”, “Ben” ya da “Gösteren” gibi aşkın bir gösterene başvurmak yerine, bu yapıt, yoğunlukların içkin deneyimine ve arzu üretimine ait koşullara erişir. Taklit edilmiş kuramın herhangi bir “hakikat”i, varlığın psişik malzemesindeki kendi içkinliği tarafından verilir.” diyor Goodchild.


Kapitalist temsiliyet, kodlara ya da gösterenlere göre işlemez; kodları çözülmüş akışların birleşmesi yoluyla iş görür. Bunlardan biri ifade rolü alırken, diğeri ise içerik rolüne soyunur; artık bir anlam belleğiyle ilişkili olarak tanımlanmış, gösterilenler ya da gösterenler yoktur. Onun yerine, sadece noktalar-göstergeler, “taslaklar” [schizzes] (akışın aynı akışlar halinde bölünmeleri) ve noktalar-aralıklar vardır. Elektrik, bu tür belirsiz akışların gerçekleşmesi, bilgisayar ise akış kodlarının bu tür bir çözümünü işleten teknik olarak olarak varsayılabilir. Soyut emek ve kapital, elektrik potansiyeli gibi potansiyel hazneleri olarak ele alınabilir. Kapitalist toplumda üretilen göstergeler, anlamlamayandır; bunların üretimi ve kaydedilmesi, kapitalin çoğalması ihtiyacı tarafından belirlenir. Bir reklam sadece, bir şirketin kendi karlarını artınnaya çalıştığı anlamına gelir. Bu tür göstergeler, arzu tarafından belirlenmiş kapitalist üretim tarzı altında akar, parçalanır, bölünür ve birleşir. Sadece ikincil olarak, reklamcılığın ve enformasyonun ilettiği gösterenler ve imgeler üzerinde yeniden yer-yurt edinirler. Kapitalist temsiliyet, sadece simülasyon ile işler: Onun simülasyonları, kendilerine özgü anlamlar taşımazlar, çünkü onların dağılımı tümüyle, onları üreten kapitalist üretim ilişkileri tarafından belirlenir. Kapitalist temsiliyetin malzemesi, farklılaşan ilişkidir; bir ittifak akışı ile bir hısımlık akışı arasındaki birleşmedir.Fakat, öteki toplumsal oluşumlaıdan farklı olarak, kapital kendisini doğrudan ekonomik bir durum olarak varsayar. Kapitalist temsiliyette hiçbir şey saklı kalmaz. Onun simülasyonları, üretim-karşıtıdır, çünkü kendi başlarına üretim ilişkilerine giremezler; sadece, ekonomik bir makinenin parçaları olarak iş görmek üzere yaratılabilirler. Üretim-karşıtlığı, üretime ilave edilmiş aşkın bir faktör olmayı bırakır; onun yerine, tüm üretimi istila eder ve üretimle örtüşür hale gelir. Üretim sadece, kapital akışlarının ve artıkdeğer çıkarmasının olduğu yerde gerçekleşir.

Kapitalizm, “evrensel tarih”in sınırıdır, tüm toplumların dışıdır; çünkü kodları çözülmüş ve yersizyurtsuzlaştıırılmış akışların socius’udur. Kendi sınırlarını çevirebilme ve yeniden bütünleştirebilme açısından benzersizdir: Her zaman kendi sınırlarını geçebilir ve hayatta kalabilir; çünkü öteki yeniden yer-yurt edinmeler aracılığıyla onları ortadan kaldırılabilir. Ancak, kapitalin bir dış sınırı vardır: şizofreni. Kapital, kodları çözülmüş akışların sınırsız niceliklerini üretirken, bu tür akışların miktarını belirlemek için yeni bir aksiyom icat ederek gerekli olduğunda bunları kendisine bağlar. Hiçbir akış tamamen üretken ya da hısımsal değildir; akış, kapitalist rejimin parçasını oluşturan bir eşitlik rejimine ya da üretim-karşıtlığına bağlanır. Ancak kapital, yersizyurtsuzlaştınlmış akışların birleştirilmesini ve yeni arzu-makinelerinin yaratımını önlemede güçsüzdür. Aslında kapital, herhangi bir şey üretir gibi, içkin arzu-makineleri olan şizofrenleri yaratır. Kendisinin, şizofreni ve serbest arzu-üretimi uygulaması tarafından altüst edilmesini önlemek için kapital, arzuyu ele geçirnıenin bir yolunu bulmak zorundadır. Kapitalin erki, ne şiddete, ne ideolojisine duyulan inanca ne de üretkenlik gösterilerine bağlıdır. “Amerikan düşü” ve daha iyi bir hayat fantezileri, üretim engellendiğinde ortaya çıkar. Kapital, üretim-karşıtlığını her yere; aile, kişisel yaşam, boş zaman ve belki de fantezi ve düşler gibi her özel alana sokmanın yollarını arar; sonunda arzu, üretimin tek mevcut tarzı olarak kendi sürecine yatırılacaktır. Bunun anlamı Oedipus’tur.

Kapital kendisini doğrudan, ittifak ve hısımlık ilişkilerine yükler – ilişkileri ve üremeyi yönetir. Temsiliyet, artık farklı nesnelerle ya da kişilerle ilişkili değildir; aksine, üretim güçleri ve araçları üzerine doğrudan kaydedilir. Üretim, tamamen ekonomiktir; artık, aile tarafından sağlanan toplumsal biçime gerek duymaz. Aile özelleştirilir ve üretim süreçleri için sadece insani madde ya da emek havuzu sağlayarak, ekonomik üretim alanının dışına yerleştirilir. Bir yandan, aile soyut emek akışı tarafından üst-kodlanacak arkaik bir yer-yurtsallık olarak kalır; öte yandan, iç ilişkileri, kapitalist socius’ta doğrudan rol oynamaz. Bu “özelleştirme” süreci, kapitalizmin bir ürünüdür: Aileler, bir yer-yurt socius’u ya da anlamlayan socius dışında olan ve toplumun örgütlenmesiyle ilgili olmayan, insani maddenin yersizyurtsuzlaşmış ve kodları çözülmüş akışları olarak üretilir. Ailenin artık toplumsal üretime katılma yeteneği yoktur; ailenin özelleşmesi, aileyi ittifaklarıyla ve hısımlıklanyla birlikte ekonomik ilişkilerin üretken birleşmelerinden koparan bir “iğdiş edilme” dir. Ancak, arzunun insani üreme ilişkileri, kapitalin kontrolünden bağımsız olarak kendi arzu-makinelerini ve alternatif socius’unu yaratabildikleri ölçüde, kapital açısından bir tehlike oluşturabilirler. Emeğin kodları çözülmüş akışlarının, öteki toplumsal oluşumların gelişmesini önlemek için özel, çekirdek aile üzerinde yeniden yer-yurt edinmeleri gerekir. Bu yüzden kapital, ailenin kendi haline bırakılmasından hoşnut değildir; ailevi üremeden kendi karını çıkarmalıdır. Bir somut kurum olarak aile parçalansa bile “yeniden aileleştirme” sürecinde bir ideal ya da bir gösteren olarak daha güçlü hale gelir. Ailenin soyut makinesi, kendisini üretmez; toplumsal bilinçdışındaki gerçek üretim ilişkileri tarafından üretilebilir ancak.

Kapitalist temsiliyette kişiler, ilk önce soyut rolleri açısından bireyleştirilir: Kapitalist, işçi, bankacı, sendikacı, avukat gibi. Bu imgelerin her biri, bir “gösterilen”dir, ancak bu tür gösterilenler, üstkodlamayla değil, kişinin katıldığı üretim akışları tarafından dağıtılır. O halde ekonomik alanın dışına yerleştirilen aile, kendisini imgelerin imgeleri ya da simulakrumlar yoluyla oluşturan kapitalist temsiliyete göre biçimlendirebilir: Ailedeki roller, kapitalist socius’un çoğalmasına yönelik: özerk ihtiyaçlara göre dağıtılabilir. Özelleştirilmiş aile içinde baba, anne ve çocuğun ayrı rolleri, tek başlarına bir öz taşımaz – kapitalist makineye ait imgelerin simulakrumlarına dönüşürler; baba kapitalin simulakrumuna, anne yeryüzünün simulakrumuna ve çocuk da işçinin simulakrumuna dönüşür. Kapitalin, işçinin yeryüzü kaynaklarına erişimini yönetmesi gibi, baba da bir çocuğun annesiyle olası üretim ilişkilerini eşgüdümler; sadece bir simülasyon olmasına karşın aile, kapitalizmin her bireysel psişeyi sömürgeleştirmesini mümkün kılar.

Rollerin bu üretimi, arzunun sömürgeleştirilmesine uzanır: Bir bütün olarak toplumsal alan, aileye uygulanır; sonunda, bir yassılaştırma ve katlama işlemiyle aile, kapitale yatırılmış arzunun bir temsiliyetine ya da simulakrumuna dönüşür. Önceki oluşumlar, bir ensest temsiliyeti içeriyordu, fakat bu türden bir arzuya bağlı değillerdi. Ancak, artık kişinin, fantezi dışında elde edilemez bir şeyi arzulaması ya da gerçekleşmesi haz veremeyen bir fanteziyi arzulaması esastır. Hazzın ertelenmesine dayanan, kapitalist üretimi harekete geçiren her arzu, Oedipal yapıyı yineler. Çocuk, imgelemdeki anneyi arzular ve imgelemdeki baba tarafından iğdiş edilmeyle tehdit edilir; çocuk simgesel bir yapı olarak Oedipus’u içselleştirmek için, Oedipus kompleksini kendi imgeleminin iğdiş edilmesini kabul ederek karara bağlar. Simgesel yapı elde edilir edilmez, kapitalist temsiliyet makinesi -bir göstergeler rejimi olarak- yeniden üretilmiş olur. Sonuçta her fantasma, üretim koşullarına gerisin geri tepki vermeyen bir simulakrumdur sadece. Her imge, düşünce ve kişi bölümlere ayrılır -arzunun bastırılması, artık, faillerin ve imgelerin kendilerini değiştirememeleri için kendi üretim koşullarından koparılıp “iğdiş edildikleri” tüm toplumsal alanı kaplar.

Kapitalizmin mağdurlarının kimler olduğu merak edilebilir, çünkü hiçbir şey gizli kalmaz: İşçilerin ücretleri ödenir, tüketim dağıtılır ve arzu socius’a yatırılır. Ancak kapital, önceki toplumsal rejimleri kendi bünyesine katmıştır ve sonunda küresel sınırlarındaki kodu çözülmüş her türlü akışı bastırarak sömürgeci bir oluşum gibi çalışır. Ancak artık socius, tümüyle ekonomiktir: İnsani kişiler alanı üzerine yayıJmaz. Aslında soyut emek olarak üst-kodlayamadığı insani maddenin yersizyurtsuzlaşmış akışlannı çıkarıp atar ve üretim araçlarını bunlardan mahrum bırakır. Ücretleri olabildiğince düşük tutarak kar oranlannı en üst düzeyde tutacak durumdadır; çünkü gönülsüz işçiler her zaman, ekonomik socius’tan ihraç edilmeyle tehdit edilebilir. Kapital, ilkel ya da despotik rejimlere göre işleyen arkaik ekonomik kesimlerin bir arada bulunuşuna tahammül edebilmesine ve onlardan kazanç sağlayabilmesine karşın, aynca dışarıda bıraktığı yersizyurtsuzlaşmış akışlara etkili bir üretimkarşıtlığı da uygulayabilir. Sonuç olarak, ekonomik büyümeye, küresel düzeyde, kıtlık, işsizlik, marjinalleştirme, çocuk-emeği ve kadınların durumunda gerileme biçimindeki soyut ve tersine çevrilemez yoksullukta bir artış eşlik eder. Belki de emek akışlarının süprüntü akışlarıyla birleşmesi, kapitalist ekonominin kenarlarında belirli bir üretim seviyesini mümkün kılar; fakat yeni bir toplumun kuruluşu için burada yeterince üretim aracı yoktur.

Bir Cevap Yazın