Kopenhag Dilbilim Okulu
1931 yılında Viggo Brondal, Louis Hjelmslev ve Hans J. Uldall tarafından yeni bir dil kuramı geliştirmek amacıyla kurulur. Bu niyetle kurulan Kophenag Dilbilim Okulu, dil çözümlemelerini Ferdinand de Saussure’ün belirlediği yoldan geliştirir. Prag Dilbilim Okulu, dil çalışmalarının ses bilimsel temelli ilkeler üzerine kurarken Kophenag Dilbilim Okulu ise dili daha çok felsefi mantıksal temellere göre yapılandırmaya kalkar.
Örneğin Kopehag Dilbilim Okulu’nun önemli isimlerinden biri olan V. Brondal dile mantığın ilkeleriyle yaklaşır. Brondal “dil felsefesinin amacının dilsel kategorilerin sayısının ve tanımlarını araştırmak olduğunu ileri” sürer ve “bu kategorilerin bütün değişkenliklere karşın her yerde aynı olduklarının kanıtlanmasıyla insan düşüncesinin temel özelliklerinin belirlenebileceğine” inanır. Bu noktada Brondal, dilin yüzeysel boyutu olan sesi üzerine çalışmayı askıya alırken mantıksal düzey olan anlama ait ölçütlere dayanarak söylemi meydana getiren unsurlar üzerinde durur. Brondal mevcut dönemde bilimsel çalışmaların en önemli özelliği olan, üzerinde çalışılan nesneyi ilişkileri ve bağlantıları yönünden inceleme ilkesini kendine yöntem edinerek, çalışma veya araştırma nesnesi olan dili nesne ilişkileri ağı içinde ele alır. Dil üzerindeki çalışmalarını mantık temeli üzerine kurarken dil yapısının mutlak kesinliğinin dildeki devinimi engellediğini gözlemler. Özellikle değişkenleri göz önünde bulundurarak dil olgusunu kapalı bir dizge içinde değil gelişimi içinde ele alır.
Kopenhag Dilbilim Okulu’nun bir diğer önemli ismi L. Hjelmslev de çalışmalarında dil yapısı içinde tümel ve geçerli ilkeler arar. Bu nedenle de “dil cebiri” diye adlandırdığı bir inceleme yöntemi geliştirmiştir. Hjelmslev’in amacı “yalnızca var olan ya da var olabilecek doğal dilleri değil, ama anlatım ve içerik düzlemlerini kapsayan bütün gösterge dizgelerinin yapısını inceler. Bir başka deyişle dillerin görünüşteki çeşitliliği altında yatan değişmez, ortak özellikleri araştırır”. Bu noktada Hjelmslev, dile, kendi dışında olguların bir oluşumu olarak değil, kendi kendinde özgü dizgisel yapılar olarak yaklaşır. Hjelmslev bu yaklaşımın kendi içinde zıtlığı taşımayacak şeklinde tutarlı, bütünü kapsayıcı ve yalın olması gerektiğine inanır. Bu üç özellik Hjelmslev yönteminde deneyimsellik- varsayımsal ve tümden gelimlilik ilkeleri içerisine girer. Hjelmslev yöntemini hem öncüllerden bağımsız hem de belli öncüllere dayanılarak oluşturulur. Burada bazı öncüllerin kullanımında deneysellik önemli olurken genellik ilkesi göz önünde bulundurulur. Hjelmslev’in üzerinde durduğu bir diğer glosematik incelemedir. Direkt olarak “bilimkuramsal (epistemolojik) temellere başvurularak oluşturulan glosematik, inceleme konusu olarak en geniş anlamıyla metinleri ele alır, herhangi bir dilde var olan ya da olabilecek bu metinleri bölümlere ayırarak ve değiştirim denilen yönteme başvurarak temelde yatan dizgeyi ortaya çıkarmaya çalışır”.