Seyirci, Gözüyle Değil Midesiyle Seyreder

Şiir ve sinemanın kesiştiği bir İzzet Yasar denemesi. Işıl ışıl parlayan kelimeler ve görüntüler sinemanın düzleminden görsel şiirin düzlemine akıyor adeta. Neyin neyle ve ne zaman bir araya geldiğiyle ilintili okumalarımızın gizi biraz da.

Ölümüm bir kandil olacak.
Akşamlar akşamlar akşamlar olacak.

– Turgut Uyar –

Stéphane Mallarmé “şiir kelimelerle yapılır” derken bir La Palice gerçeğini ifade etmiyordu; düpedüz polemik yapıyordu. Şiirin şiir dışı fikirlerle yapılabileceğini öngören müdahaleci ve programcı anlayışlara karşı özgül şiir emeğini savunuyordu. André Breton da Manifeste du Surréalisme’de şiirsel imgenin gücünü, benzetme mantığının ötesinde, anlam olarak birbirinden mümkün olduğu kadar uzak iki işaretleyenin yan yana gelmesinde ararken, kural koyucu görünüşüne rağmen, benzer bir konumdadır. Her ne kadar gerçeküstücü şiir bağlamında bu yan yana getirme işleminin önceden düşünülmüş olamayacağını söylese ve bunu destekleyen örnekler verse de genel olarak vardığı sonuç aynıdır: Şiir kelimelerle yapılır. Peki, sinema neyle yapılır? İmgelerle çalışması açısından belki de şiire en yakın sanat olan sinemayı sinemacılar neyle yaparlar?

Fosilleşmiş bir “politik” eleştiri öteden beri sinemanın fikierle yapıldığını ileri sürmüş, filmlerde fikirleri görmüş, fikirleri aramış, fikirleri yargılamıştır. Özgül sinematografik emeği geriye itme konusunda onunla yakın akraba olan kurumsallaşmış elleştiri içinse her şeyden önce filmlerin ortalama seyircinin gözü tarafından hazmedilebilirliği, yani arzı üreten fikirle talebi biçimleyen arzu arasındaki uyum önemlidir. Ortak noktaları müdahalecilik ve programcılık olan ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla iyice birbirine kavuşan bu iki akıntının doğurduğu yeni “politik elleştiri” ise filmlerde daha çok “hazmedilebilir fikirler” görmeyi istiyor. Popüler bir parodide politik tutarlık, nostaljik bir fantezide resmi hafızaya uygunluk, bir burjuva dramı olan ve bir burjuva dramından başka bir şey olmayan bir filmde bile söz gelişi küçük burjuva entelektüel kesimin ahlaki/ideolojik eleştirisini arıyor, üstelik buluyor, bulamayınca kızabiliyor da.

Söylem her durumda aynı. Tanrıtanımaz Hıristiyan marksist olduğunu açıklayan Pasolini’ye bir zamanlar acaba ne demek istiyor diye düşünmeden gülen ağız ile Jean-Marie Straub’u ve Danielle Huillet’yi hâlâ sinemacı sayamayan göz aynı kafaya ait. Hazmı güç plan/sekanslara bir şair/sinemacının ağzında tahammül edemeyen bakış Bazin ekranının güvenli opaklığında neden tahammül etsin? Le Mépris’nin çekimleri sırasında Godard’la yapımcı olarak kavga ederken Carlo Ponti “seyirci, gözüyle değil midesiyle seyreder!” diye bağırmıyor muydu?

Sinemanın gerçek şairleri, şair oldukları, şiirin neyle yapıldığını bildikleri için, sinemanın neyle yapıldığını da çok iyi bilirler. Godard, Vent d’est hakkında, “artık sözkonusu olan ‘bu doğru bir görüntüdür’ demek değildi, ‘bu doğrudan doğruya bir görüntüdür’ demekti” derken Mallarmé’yle aynı şeyi söylediğini biliyordu. Bresson da Journal d’un curé de campagne dolayısıyla “Evet, benim için, görüntü cümledeki kelime gibidir. Şairler kendilerine bir kelime haznesi inşa ederler. Kelime seçimleri çoğu zaman bile bile parlaklıktan uzaktır. Sonra, en sık kullanılan, kullanıla kullanıla en eskimiş kelime, doğru yerde olduğu için, birdenbire olağanüstü bir ışıltıyla parlar” derken aynı şeyi söylediğini çok iyi biliyordu. Vigo’dan Tarkovskiy’e, sinemada cesaretin tarihi, bu bilgiye duyulan güvenle yazılmıştır. Onların filmlerinin bedenleri bunu anlamak istemeyenlere cevap olması için isteyerek açtıkları yaralarla bir kat daha güzelleşmiştir. Godard’ın yaralarından genellikle sesler akar; Antonioni kangrenden bile korkmaz; Truffaut’nun yaraları görünmez iç kanamalardır; Ozu’nun, Bresson’un, Straub’un filmleri baştan aşağı yaradan ibarettir.

Turgut Uyar’ın şiirinde “akşamlar” kelimesinin niçin bir, iki ya da beş kere değil de üç kere geçtiğini ve niçin başka türlü değil de böyle olması gerektiğini bir fikirle açıklayabilseydik Bresson’un eşeğiyle sirkteki diğer hayvanlar arasındaki açı/karşı açı’nın büyüsünü de bir fikirle mutlaka açıklayabilirdik.

Balta/Zar, İzzet Yasar, YKY 1. baskı: İstanbul, Şubat 1999,

ISBN 08-0024-9

Not: Yazarın metnine ve görsel düzenine sadakatimden dolayı özgün metne eşlik eden aynı görseli kapakta modifiye ederek kullandım.

Bir Cevap Yazın